keyzi65 tarafından yazılmış tüm yazılar

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

keyzi65 hakkında

Geçmişimle ve insanlar ne der diyerek geçirdiğim 45 yılın ardından, nasıl bir hata yaptığımın farkına vardırdılar sağ olsunlar; eteğimdeki taşları döktüm, sırtımdaki yüklerden kurtuldum ve hayatımın bana ait olduğunu anladım. Sizlere de tavsiye ederim, bırakın insanları ve kendiniz için yaşayın. Mutluluğun anahtarı sizin elinizde olsun.

Hatıralar

Hatıra defterimi ziyaret ettim uzunca bir aradan sonra. Unutulduğu düşüncesiyle sanki kırgınlığını dile getirir gibi, sayfaları birbirine yapışmıştı yer yer! “Çok uğraştırma beni,” dediysem de, çok inatçı çıktı nedense! “Sana zarar vermek istemiyorum! Ellemedim belki uzunca bir süre, ama herbir sayfan çok değerli benim için. Hadi, gücenme artık!” Hangisinden vazgeçebilirim o sayfalara döktüğüm satırların! Neler yok ki o satırlarda! Neler yok ki o sayfa aralarında! Kurutulmuş bir papatya ama unutulmamış… yapraklarıysa hiç yolunmamış! Kimi yer yer solmuş sayfalarda, solan sadece yazılar olmuş. İçimi döktüklerim değil. İçimi acıtanlar değil, onlar dünkü gibi taze; yüzümü güldürenler hiç değil, onlar hala aynı sıcaklılıklarıyla yüzümde  tebessüm oturtmaya devam ediyor! Anılarım, duygularım, sevinçlerim, acılarım, yürek sancılarım; hangi birinizi unutayım! Daha dün gibi, çocukluğumun  anıları, gençliğimin coşkuları, olgunluğumun doğruları…

KEŞKE

Bir varmış, bir yokmuş…diye başlar masallar ve sonu gökten düşen üç elmayla mutlu sona bağlanır. Hayatta keşke, (keşkeler olmasa) gökten düşen üç elma gibi olsa! Ama mümkün değil elbette. Doğanın tabiatına aykırı bir kere… ‘Hayat bayram olsa’ şarkısı gibi, dileklerde bulunabiliyoruz sadece. Geriye kalanın bir kısmını kendi elimizde olduğu, oldurduğumuz kadarı ile yaşıyoruz. Olduramadığımız yerlerde tıkanıp, kalıyoruz! Dedim ya; “doğanın tabiatına aykırı!” Hayatı mucizelerle doldurmamız mümkün değil. Keşkeler olmasa dediğimiz yerde, “keşke,” diyoruz işte. Öyle bir an geliyor ki, mucize beklediğimiz yerde kabus yaşıyor olabiliyoruz! Kabus dediysem, eften püften şeyler için değil! Ufacık olumsuzlukları dert etmek değil kastım! Değiştirmek için çok şeyden vazgeçip; sonunu değiştiremeyeceğimiz, geri dönüşü olmayan, çıkmaz sokaklarda kalmak!.. ifade edebildim mi, bilmiyorum! Hayat ipliğine bağlı bir hayat yaşıyoruz. Varlığımız ile yokluğumuz an meselesi olan!.. yarına bırakmayın derim hiçbir şeyi! Anı yaşayın, anı yaşatın! Yarın, kimseye garanti vermiyor. Keşke!…

Dünya mı yalan insanlar mı?

Ah yalan dünya der dururuz. Dilimize pelesenk olmuş bir kere! Anladık, gelip geçiciyiz şu dünyada ama yalan olan dünya değil. Zaten gelip geçici olduğumuzu söylüyor bize! Ah insanlar ah! Gizledikleriyle, sakladıklarıyla; gerçek yüzünü göstermeyen insanlar. Asıl yalancı olan onlar…Nasıl ki, gece bitip şafak sökünce, gecenin koynundaki pislikler ortalığa saçılıyorsa, menfaati biten insanında içindeki salyalar, parazitler de öyle dökülüyor dışarıya. Dünyanın günahını almayın! 

Kelimelerin Dili

Türkçemize hep haksızlık yapıldığını düşünmüşümdür! Neden mi? Yok efendim kelime hazinemiz çok fakirmiş; bir İngilizce, Almanca çok daha fazla kelime hazinesine sahipmiş falan filan. Bunları söyleyenler kelimelerin aktif, pasif olma karakterlerini değerlendiyorlar mı? Yabancı dillerde bir kelime ile kaç ayrı ifade kullanılabiliyor, değerlendiriyorlar mi? Biz değil miyiz, “Türkçe için lastik gibi nereye çeksen gidiyor,” diyen! O zaman Türkçemize haksızlık etmiş olmuyor muyuz? Alın size ‘ÇAY’… bir yandan akar, bir yandan nerdeyse 5 vakit vazgeçemediğimiz; kiminin şekerli, kiminin şekersiz içtiği tavşan kanı içeceğimiz olur. Alın size ‘EL’… 5 parmak mı, yabancı mı? Nereye koyarsak ona göre değişir anlamı. Sahi, ”KOY’, deyince, küçük körfez olur; ya da tavşan çayı koyuver olur! “Vay, koçum benim,” deriz övgüyle birine; KOÇ olduğu için mi? Tabii ki hayır! Ama, övgü sözcüğü olarak yerleşmiş bir kere dilimize. Kızdık mı birine, öküzü yapıştırıveririz! ‘ÖKÜZ’…zavallı hayvan, en çok okkanın altına gidenlerden biri ÖKÜZ! Senin payına düşen buymuş! Yapacak birşey yok ÖKÜZCÜM.
Daha çok örnek var. Ama, gördüğünüz gibi dilimiz hiç de fukara değil. Evir çevir kullan. Lütfen haksızlık edilmesin Türkçemize.

Roman

Tek satırlık insanları roman yaparız bazen. Fazlasıyla değil, eksikleriyle sevildiklerini bilmeyen insanları… dünyanın merkezine oturan, dünyadan bi haber; içlerindeki boşlukları sevgi yerine, nefretle, şüpheyle, sadece almakla dolduran insanları…Hiç yer almaz romanımızda  içlerinde yaşadıkları bencilikleri. Habire örteriz üstünü, yok sayarız her ne yaparlarsa yapsınlar. Bilirler mi? Hayır! Hissettirmeyiz; çünkü hayatın onlara yaptıklatıyla doldururuz satırları, kendimize yapılanları göz ardı ederek. Hangimizin hayatında yoktur benzer şeyler aslında! Ama, biz güçlü olan tarafız ya! Başımız hep dik, yüzümüzde hep tebessüm! Güçlüyüz biz ya! Ne mutlu bize! Herkesin yükünü sırtlanabiliriz! Koşulsuz sevmek güzel; güzel de, insan anlıyor ki roman öyle bitmiyor.

Umudum

Geleceğe yürüyorum, yüzüm güneşe dönük; gölgeler arkamda. Biraz umut avucumda; biraz endişe gözlerimde. Sıkı sıkı yumuyorum arada gözlerimi, endişeleri yok etmek için; sıkı sıkı yumuyorum avucumu umudumu yitirmemek için. Attığım her adımda kalbim ağzımda. Geçmişi yaşadım, biliyorum; gelecek muamma olsa da, umut avucumda. Yüzüm güneşe dönük geleceğe yürüyorum.

Eski Dantellerimizi Değerlendirelim

Eskiden çok kıymetli olan danteller artık ya sandık içinde, çekmecelerde ya da baza altlarında saklanır oldu. Bence çıkarın hepsini ve bir şekilde modernize ederek kullanın. Bu parçalar masa üzerindeki camın altına yerleştirildiği için birleştirilmedi. Direk masa veya sehpa üstüne koymak isterseniz birleştirerek de evinizi güzelleştirebilirsiniz. Dekor, model; gönlünüze göre yerleştirin…

Seni Beklemek

Yürürken yanında,
Sığamazdım kabıma…
Ben hergün,
Seni bekledim
Aynı heycanla.
Yürümek yanında;
Tutmak elini…
Elini belime dolaman
İple çektiğim saatlerdi.
Hele yaklaştımı
Güneşin batışı…
Daha bir heycan sarardı
Beklemek bile seni.
Düşünüyorum da,
Ne güzelmiş ya!
Daha başlamadan
Yürümeye yanında,
Hissetmek
O duygu selini.
Ne güzelmiş ya,
Beklemek bile seni!

Başlığını Siz Koyun!

Ne kötü nerede durduğunu bilememek!.. nerede kaldığını!.. sıkışmak arasında duyguların; sıkı sıkıya sarılmak sevgi kelimesine; sığdırmaya çalışmak kıyısından köşesinden ite kaka!.. fırsat bilmek her boşluğu, hatta minicik bir deliği oyarak büyütmeye çalışmak!.. Ah, çok zor tek başına üstesinden kalkmaya çalışmak… aranmak birilerini sağında, solunda…dönüp durmak kendi etrafında… sığdırmaya çalışmak birilerini çok zor! Çok mu çabalamak gerek sevgi için? Olmamalı öyle bence… kendiliğinden olanı güzeldir be! Zorla sevmek, sevilmek mi olurmuş! Kimseyi sevmedim zorla kendimi bildim bileli. Ama gönlü genişlerden oldum; kusur aramayanlardan… kolları kocaman açılanlardan… herkesi sığdırabilen o kolların içine. Ben mi? Çoğu zaman görmedim bana, benim kadar büyük kol açabileni. Oysa sarıvermek herkesi o kolların içinde ne güzel be, ne güzel! Sevmek güzel; sevilmek güzel… yazarken bile gülümsedi yüzüm. Sevmek güzel şey; sevilmek güzel şey.

Pamuk Prensesim

Üç yıl oldu bugün sen gideli…ne acın dindi, ne özlemin hafifledi. Düşünmediğim gün olmadı biliyor musun seni! O güzel yüzünle baktın bana hergün! Rüyalarımda da çok güzeldin. Uyandığım zaman duyduğum hüznün ardından, “gittiği yerde mutlu ki güzel bakıyor,” diye avuttum kendimi. Hâlâ ağlıyorum yokluğuna. Yokluğun, yılların boşluğu aslında! Yılların boşluğunu dolduramadan gittin. Ben şimdi nasıl başedeyim bu boşlukla? Başedemiyorum da! Yüreğim kabarıyor aklıma her geldiğinde. Damlalar hazır bekliyor sanki yuvarlanmaya. Kolay mı varlığında dolmayan o boşluğu yokluğunda doldurmak?! Sen mutlu ol gittiğin yerde; sen huzurla uyu Pamuk Prenses olduğun yerde. Ben seni hep seveceğim.